Tag Archives: l-manyak şehitleri

Memo Tembelçizer – L-manyak Şehitleri

Blogu açmaya karar verdikten sonra nereden yazmaya başlamam gerektiği konusunda oldukça sıkıntı çektiğimi itiraf etmeliyim. Önümde oldukça zengin bir malzeme vardı ve ben bir türlü ilk yazacağım metnin ne ile ilgili olmasına karar veremiyordum. Sonra düşündüm ve beni daha 13 yaşımdayken iyi bir mizah okuyucusu yapan albümle başlamaya karar verdim…

Evet, küçükken abimler arasıra eve leman veya l-manyak getirirlerdi ve ben de bunlara gizli saklı göz atardım. Gizli saklı bakardım çünkü dergilerin içindeki argo ve müstechen kısımları okumam hoş karşılanmazdı. Dolayısıyla o zamanlar sadece ne çizilmiş diye bakıyordum, kimin çizdiği pek umrumda değildi. 2001 yılında, bir arkadaşımın evine gittiğimde bu albüm elime geçti(onun da abisine aitti). Şöyle bir kabaca incelemeye başladım, ilgimin başka bir noktaya kaydığını fark eden arkadaşım “olm istiyosan al götür evde oku, şimdi uğraşma bununlan” dedi. “iyi madem” deyip fifa 99’daki kariyerime devam ettim ama akşam eve dönerken albümü yanıma almayı da ihmal etmedim.

Açıkçası ilk kez böyle bir yayın okuyordum. Tamamen aynı çizerin çizdiği ve yayınlanma kronolojisine göre düzenlenmiş öykülerden oluşan bir kitaptı elimdeki. Ne yalan söyleyeyim, bugün okuduğum her şeyden etkilenme özelliğimin belki de ilk dışavurumuydu o kitap, zira bir hafta içinde sanıyorum 6-7 kez okudum ben L-manyak Şehitleri’ni ve çizer olmaya karar verdim. Fakat ilgimi çeken ilk başta öyküler ve çizerlerin marjinal hayatıydı. Albüm boyunca bir grup çizerin başından geçen sıradışı öyküler aktarılıyor ve nedense her hikayenin sonunda bu adamlar ölüyorlardı. Çizgiye dikkatimi çekense yine abim olmuştu. Şu Memçoş’un otelde cukuşan iki adamı rontlarken takındığı surat ifadesini gösterip “baksana lan ne güzel çizmiş herif” demişti. Ben o gün bir insanın bunu nasıl yapabildiği üzerine kafa yormaya başladım. İşte hala güzel sanatlar fakültesinde devam eden hayatımın başlangıcı işte bu andır. Neyse bir hafta sonunda kitabı arkadaşa iade ettim. Kitabın arkasındaki karalamaları da arkadaşın abisinin yaptığını düşünmüştüm ilk başta ama meğer kitap imzalıymış. Albümde resmedilen her çizerin bir imzası vardı kitabın arkasında ve ben elimdeki tuttuğum cildin bir hazine olduğunu çok sonraları idrak edecektim.

Neyse, benim içime düşen bu ilk ateşten sonra sıcak bir yaz günü evde televizyon izlerken NTV’de bir haber gördüm. L-manyak’tan ayrılan bir grup çizerin Lombak’ı kurduğunu söylüyordu. Bahadır Baruter’in, Bülent Üstün’ün, Memo’nun gerçek yüzlerini de ilk kez orada görmüştüm. O güne dek bir hayal dünyasının kahramanı olan bu adamları kıllı mıllı görünce ufak bir şok yaşamıştım. O gün annemden para isteyip hemen bir Lombak aldım. Böylece mizah dergisi biriktirme alışkanlığım da başlamış oldu.

Artık iflah olmaz bir dergi okuyucusuydum. Özellikle Lombak’ın hastasıydım. Bir yandan oradaki çizgileri taklit ediyor, bir yandan da çizerlerin daha önce yayınlanmış albümlerini edinmeye çalışıyordum. Daha sonra hayatımın büyük çoğunluğu kağıt ve kalemle haşır neşir geçti, hayranı olduğum çizerlerin çoğuyla tanışmayı başardım. Çizgi dünyamı geliştirdim, yabancı yayınları incelemeye başladım. İnternetin eve girmesiyle amatör-profesyonel onlarca adamın yaptıklarını inceledim. Ama hala L-manyak Şehitleri kadar beni kendine hayran bırakan bir eser görmüş değilim. İlk göz ağrım diye mi bilmiyorum ama hala bazen kitabı açar ve Memo Tembelçizer’in karelemeleri nasıl yaptığını, kadrajı nasıl aldığını, siyah-beyaz ilişkisini nasıl kullandığını incelerim. Memo Tembelçizer, o zamanlar bugünkü çizgisinin aksine çok daha temiz bir üsluba sahipmiş. Daha yavaş, daha planlı ve taramasız bir çizgisi var. Siyahlığı direk lekelerle vermiş. İlerleyen yıllarda çizdiği Lombak Şehitleri’nde daha karikatürize bir tarz edinmiş ve daha esnek çizgiler kullanmıştır. Bugün de Uykusuz’da yaptığı köşelerde hala denemeleri devam etmekte. Bu anlamda Memo Tembelçizer sanatının rutine dönüşmesine izin vermeyen, yenilikçi, çağdaş ve deneysel bir çizgiromancı. Zort adlı albümünde ise çok uç noktalarda işler ürettiğini eğer incelerseniz görebilirsiniz.

Türkiye’de yaşayan, üreten çizerlerin bence dünyada popüler olmuş adamlardan hiçbir eksiği yok. Tam aksine onların önünde görürüm bir çoğunu. Bahadır Baruter, Kenan Yarar, Ersin Karabulut gibi hala aktif olarak üreten isimlerin yanında Suat Gönülay, Galip Tekin, Ergün Gündüz gibi periyodik bir yayında işlerini göremediğimiz çizgi ustalarımız var. Bilek gücü olarak Baruter, renklendirme de Ergün Gündüz gibi isimlerin öne çıktığı bu listede Memo Tembelçizer bence sınırları en çok zorlamış adamdır. Tek bir özellik olarak “şunda çok iyidir” diyemeyiz belki, çünkü onun kalitesi çok basit gibi duran ama aslında bir çok çizerin cesaret edemeyeceği açıları kullanmasında, işlerini hiç süslemeden, renksiz sunmasında, yani çiniciliğinin ustalığındadır. Dolayısıyla bugün ilk akla gelen isimlerden biri olmaz belki ama en yaratıcılarından biri ve belki de en cesurlarıdır…

Bugün hala çizdiği her işi bir ders gibi incelerim ama bir itirafta bulunmak gerekirse de her zaman ilk tercihim L-manyak Şehitleri olur. Yaratıcılık ve kurgu anlamında ürettiği ne varsa önünde sonsuz bir saygıyla eğiliyorum. Biraz da Yiğrenelim adlı öykü serisini de hepinize tavsiye ederim. Belki bulmanız zor olur ama dönemin Gırgır’ı ve Hıbır’ında çizdiği karikatürler de çok komik. Bugün o tarzda bir mizah anlayışına sahip olan herhangi bir karikatürist yok nedense.

Geçtiğimiz aylarda çıkan Uykusuz Yaz sayısında çizdiği öykü ise hem biçimsel hem de hikaye anlamında süperdi. Umarım böyle bir süreli yayını aylık olarak çıkartırlar ve biz de Memo’nun çizgi öykülerini daha sık okuruz…

http://www.memotembelcizer.com/

Etiketler ,
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.